The Heretics (2017): Harcanmış Bir Potansiyel

Kişisel yoğunluğumdan ötürü yakın bir zamana kadar film seyretmeyi neredeyse bırakmış biri olarak, daha önce Kanada yapımı bir korku filmi seyredip seyretmediğimi hatırlamıyorum (Amerika ve Kanada ortak yapımı işleri farkında olmadan defalarca izlemişimdir tabi ayrı gerçi). Dolayısıyla bu yeniden başlangıç sürecinde seyrettiğim ikinci Kanada yapımı korku filmi olan “The Heretics” etkileyici bir afiş ve etkileyici bir kısa özetle güzel bir bir buçuk saat vaat ediyor gibi görünse de maalesef bunu pek başaramıyor (ilki ise bir başka üzücü film olan Bed of the Dead’di).

 

 

Yapımcılığını “Black Fawn Films” ve “Breakthrough Entertainment” adındaki iki şirketin üstlendiği, daha önce “Bite” adlı filmin yönetmen koltuğunda parlayan “Chad Archibald”ın yönettiği -ki kendisi aynı zamanda Black Fawn Films’in sahibiymiş-, 2017 yılının ikinci ve üçüncü çeyreği boyunca çeşitli uluslararası film festivallerinde gösterildikten sonra 2017 yılının dördüncü çeyreğinde Kanada’da resmi olarak vizyona giren “The Heretics” korku / fantezi etiketleri altında izleyicilerle buluşuyor.

Oyuncu kadrosunda pek de bilinen bir ismi barındırmayan filmde baş rolleri Gloria rolünde Nina Kiri, Thomas rolünde Ry Barrett ve Joan rolünde Jorja Cadence paylaşmakta. Üçü de sanıyorum ki ilk defa seyrettiğim oyuncular ve kendilerinden hariç yan karakterlerden biri olan Officer Carter rolündeki Colin Price’ı daha önce “Bed of the Dead” filminde seyretmiştim sadece.

87 dakikalık süresiyle genel ortalamayı tutturan filmin konusunu spoiler’a girmeden şöyle özetlemek mümkün olacaktır sanırım:

 

Olayın geçtiği zamandan yaklaşık beş yıl önce nedensiz bir şekilde bir tarikat tarafından alıkonularak bir tür ayine subje edilen Gloria, o günleri geride bırakmış ve hayatına çizdiği yeni yolda devam etmektedir. Ne var ki bir gece evine dönerken kimliği belirsiz biri tarafından yeniden kaçırılır ve beş yıl önce maruz bırakıldığı ayinin sonuçlarından kurtulabilmesi için bunun olması gerektiği söylenir. Olaylar gelişir…

 

 

Aslında hiç de fena olmayan bir konuya sahip olan The Heretics, maalesef ki bu konuyu izleyicilere aktarmakta oldukça güçlük çekiyor. Hikaye örgüsü deneyimli korku izleyicileri için tamamen tahmin edilebilir durumda olan filmde zayıf oyunculuklar da zaman zaman göze battığından bir noktada kendinizi filmden başka şeylerle ilgilenirken bulabiliyorsunuz.

Hikayenin bazı unsurlarının özellikle tahmin edilebilirliğini kolaylaştırması için yönetmen tarafından kör göze parmak şeklinde verilen sahneler yerine gizemi ve merağı artıracak unsurlar tercih edilse seyirciyi filme daha da bağlayacak bir iş ortaya konulmuş olabilirdi.

Fena sahneleri olmayan film görüntü yönetmenliği açısından sınıfı geçebiliyor. Özellikle film boyunca birden fazla görünen ayin sahneleri güzel kurgulanmış, sanat yönetmenliği açısından da başarılı olmuş kesinlikle. Ancak işin içine özel efektlerin ve plastik makyajın girdiği anlarda muhtemelen biraz bütçe düşüklüğünden, biraz da zevksizlikten olsa gerek tatsız şeyler görüyorsunuz ve yüzünüz buruşabiliyor.

Ses ve müzik konusunda da çok şaşaalı bir işin ortaya konduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Filmin konusunda hayli yer işgal eden yabancı varlık için kullanılan canavar hırlaması efekti sırıtmasa da daha iyi bir şey tercih edilebilirdi aslında.

Gelelim spoiler’lara;

 

Filmi Seyretmediyseniz Okumayın, Heyecanı Kaçmasın

Joan’ın Gloria hediye ettiği kolyenin bu tarz bir konudaki film içerisinde normal bir kolye değil de bir tür tılsım olduğunu anlayamayacak seyirci bulmak çok az olacakken daha filmin en başında baya bir şeyi ele verip açığa çıkaran bu tercihi gerçekten anlamak güç.

Thomas’ın ailenin geri kalanından daha farklı bir maneviyata sahip bir birey olması, Gloria’ya karşı acımayla karışık çarpık bir aşk beslemesini destekler nitelikte olsa da bu örgü de daha güzel anlatılabilirdi. Özellikle Abaddon’un şeytani etkisi altında gördüğü halüsinasyonlarda sürekli bir cinsellik vurgusu yapılması garip bir tercihken Gloria ve Joan’ın eşcinsel birlikteliğinin bir tür sapkınlık gibi anlatılmasıyla yazarın bir hayli Freudian yolundan ilerlediğini düşündürüyor.

Gloria’nın annesi Ruth ve polis memuru Officer Carter’ın iki sahnede basitçe harcanması da yine amatör bir tercih olarak göze çarpıyor. Bu iki tip bir araya getirilerek daha derin bir kovalamaca yaratılması da mümkünmüş.

 

Toparlarsak, korku sahnesinde örneklerine az rastladığımız bir ‘değişim’ konusu pek yerinde olmayan tercihlerle harcanarak seyir zevki düşük bir film ortaya çıkmış. Hali hazırda oldukça az ‘şok korkusu’ öğesi varken ve hikaye üzerinden amacına ulaşacakken bu örgünün zayıf kalışı üzücüydü.

İzlenir mi? En fazla meraklıları izlemeli bana sorarsanız. Görmezden gelseniz de olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön